Alladola’nın Hikayesi

Alladola’nın Hikayesi

Yaklaşık iki sene önce oluştu bir site açma fikri. Sosyal medya ortamlarının yaptıklarımı paylaşmak için uygun olmadığını hissetmeye başlamıştım. “Ben bunu yaptım” dan ziyade “bakın bu tarz aktiviteler de var” ı göstermekti, paylaşmaktı amacım.

Web sitesi fikri ilk filizlendiğinde önümdeki en büyük engel web sitemin adı idi. Epey düşündüm bir isim bulamadım, çünkü farklı bir isim arıyordum, Hasibe’nin günlüğü, Hasibe geziyor gibi değil. Aklıma yaratıcı bir fikir hemen gelmedi ve bir dönem ara verdim. Sonra oturup kelime çalışması yapmaya karar verdim: web sitemin içeriği ne olacak, hangi konular benim için önemli, ne ifade etmek istiyorum gibi. Ve bu ana hatları oluşturan kelimeler üzerine (güneş, gülüş, bakış, paylaşım) ne araştırmalar yapmadım ki.. Bir çok dilde anlamlarına, çağrışımlarına baktım, farklı kelimeler türetmeye çalıştım.. Olmadı..

Eylül 2016’da yaptığım İtalya gezimde çok yaklaşmıştım. Otobüsle Loretto şehrine giderken her taraf sapsarı günebakan tarlaları ile doluydu. O an bir ışık yandı aklımda. Evet dedim, aradığım kelime bu: güneşe dönmek. Tabi ki Türkçe ve İngilizcesi alınmıştı. İtalyancası bana daha da bir güzel gelmişti: “girasole”, güneşe dönmek manasına geliyor. Malesef o da dolu idi. Ancak sitenin içeriği yoktu. Bir umut sahibine mail attım ama geri dönüş alamadım. Başka bahara dedim kendi kendime. Ama o gün anlamıştım. Web sitemin adı zamanı gelince karşıma çıkacaktı. Sadece biraz daha sabır…

Sonra bir arkadaşım biraz mitolojiyi araştırmamı ve belki tanrı isimlerinden bir seyler bulabileceğimi önerdi. Fikir güzeldi ama kullandığım kelimenin illa yapacağım iş ile ilgili bir çağrışım yapması gerekiyordu bence. Kulağa hoş gelen herhangi bir isim olmamalıydı, o yüzden burdan da bir şey bulamadım.

Bir cumartesi günü.. Sabah arkadaşımla bulup Belgrad ormanında sporumuzu yapmıştık. Hava da o kadar güze pırıl pırıldı ki, güya aylardan kasım.. Spor sonrasında gittiğim Bilim Kahramanları Buluşuyor etkinliği için yaptığımız hakem toplantısından çıktım ve bu güzel güneşin tadını güzel bir kafede kitap okuyarak çıkarmalıyım dedim, Kadıköy’e doğru yola çıktım. Sahildeki otoparka gidecektim ki güneşin batışına yetişebileyim. Ancak öyle bir kuyruk vardı ki.. ordan Moda’ya dönüp sahil yoluna geçeyim diye plan yapıyordum ama bir süre sonra bu yol da tıkandı. Tıkanmak ne demek. 2-3 dk da bir 20-30 metre ilerleme.. O kadar sinirlendim ki.. Güya keyif yapacağım akşamım trafikte kalmakla geçiyordu. Ben de önce biraz Fransızca çalıştım, sonra çantamdaki bir kaç kitabı çıkartıp bir tanesini okumaya karar verdim. (Evet, doğru anladınız, araba kullanırken kitap okuyacaktım, çünkü trafik o derece berbattı.) Halikarnas Balıkçısı’ndan Mavi Sürgün kitabını okumaya karar verdim, kitabın arkası, yazarla ilgili bilgiler derken Fenerbahçe’nin oraya gelmiştim ve o an trafiğin tüm sebebi belli oldu. Meğer Kadiköy’de Fenerbahçe maçı varmış ve polis yolları kapatmış.. Yapacak bir şey yoktu artık, ben de kitaba başladım. Kitabın giriş bölümünde beni çok etkileyen bir hikaye okudum. Aynen alıntı yapıyorum: (benim okuğum yayınevinde sayfa 8)

“İtalya’da tarlakuşlarını hiç durmamacasına öttürmek için ateşle kıpkızıl kızartılmış toplu iğne uçlarıyla cızz diye bir gözünü, cızz diye öteki gözünü yakarlar. İki gözü kör olan tarlakuşunu bir kafese koyarlar. Mavi, açık, duru göklere özgür uçmaya alışkın kuş, ilk önce gözlerini örttüğünü sandığı kapkara paçavrayı tırnaklarıyla paralamaya çabalar ve zavallı kendini bir kat daha yaralar. Karanlığın gözüne yapışanın bir paçavra, bir is ya da kurum değil, bir zindan gece olduğunu anlayınca, kanat hızıyla geceyi aşmaya, güne güneşe ulaşmaya çabalar. Çırpınır, çırpınır, her kanat vuruşu katı kafese çarpar, acır, acır! Kara gece aşılmaz bir kara duvardır. Uçucu kanatlardan kat kat güçlü, iç hızıyla ötmeye koyulur, öter, öter. Gecenin öte tarafında gönlünün gününü güneşini, nur alemini yaratır. Yine o mavi göklerine çıkar, ta altında ufuklara kadar ıssızlaşan yeryüzüne pırıl pırıl pullar gibi renk renk cıvıltısını döker, döker. Allah esirgesin duramaz; çünkü durunca karanlık, ökseci kuşçunun kara parmak ve avuçları gibi varlığını kavramaya koyulur. Öter, öter, yaradılışa bütün canını, gönül cömertliğiyle harıl harıl döktükten sonra boynu bükük, şu darı dünyaya kör gözleri açık, aramızdan şükranla ayrılır. O da en kısa tanımıyla iyi insana benzer. Aldığı kadarını, hatta aldığından çöğunu dünyaya verir.”

Bu hikayeyi okuduktan sonra tarlakuşlarını araştırdım. Şiirlerde, yazılarda özgürlükten, bağımsızlıktan, ilham veya umuttan bahsedilmek istedindiğinde sık sık kullanılan bir sembolmüş. Ayrıca özellikle Nisan-Ağustos aylarında gün boyunca çok güzel öten ancak en fazla daha gün ağarmaya başlarken cıvıl cıvıl ötüp gün doğumunu haber veren bir kuşmuş.. İşte burda beni yakaladı. Özgürlük, umut.. Ama en güzeli yine güne, güneşe bağlanmasıydı. Günün, güneşin habercisi… O an trafikteymişim, 2 saat kadıköyden çıkamamışım, hiç birisinin önemi kalmamıştı. Ve inandığım gibi, o kelime beni bulmuştu..

Sonra türkçe ve ingilizce alan adlarının alındığını gördükten sonra korka korka italyancasını “alladola.com” u kontrol ettim: alınmamıştı!!! Bir kaç gün arkadaşlarıma alladola.com u duyduklarındaki hissiyatı sordum, kelime güzel ama kulağa nasıl geliyor diye. Kimseden tuhaf yorumlar almadım, tabii ki yabancı bir kelime ama Türkçeye de çok uzak değil. Ben de bu arada kelimeye iyice alıştım. Alan adını aldım, bir arkadaşım aracılığla web sitemi host edecek alt yapıyı da ayarladık. Ve işte ilk yazım, haftalardaır kafamda evirip çeviriyorum 🙂

Benim için gerçekten çok anlamlı bir yazı, bir gün ve bir dönem.. Umarım çok güzel paylaşımlar yapacağımız bir web sitesi olacak.

 

Sevgilerimle..

28 Ocak 2016 – İstanbul

6 thoughts on “Alladola’nın Hikayesi

  1. Hasibe emeğine ve gönlüne sağlık.Gezilerini ve yazılarını keyifle takip edeceğim 🙂

    1. Teşekkür ederim Kemal. Umarım çok güzel paylaşımlarla dolu dolu olacak !! 🙂

  2. Aynı vagonda gittiğimizi hissettirdiniz bana.Karda iz açmak gibi;Satırları okurken gözlerinizdeki parıltıyı yaşadım.
    Hayatı dolu dolu yaşarken, gençliğinizin tadını çıkarmanı, bu sitenin de her paylaşımında hep güzelliklerle doldurmanı temenni ederim.

    1. Aynı vagonda bir yolculuk da seninle birlikte yaptıysak, amacıma ulaşmışım demektir Cengiz Abicim 🙂
      Çok teşekkür ederim.

    1. Çok teşekkür ederim Yusuf abicim. İnandığım gibi zamanının gelmesi gerekiyormuş 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir