Browsed by
Aylar: Eylül 2017

Konya’da gezmediğimiz yerler de varmış

Konya’da gezmediğimiz yerler de varmış

Bu sene, senelik iznimi bayramla birleştirip ilk haftasını Konya’da ailemle birlikte geçirdim. Önce bayram telaşı ve büyük ziyaretleri ile geçti: babaannemlerde iki gün kaldım, bahçesinden domatesimizi biberimizi topladık, kuzenlerle ve babaannemle salonda hep birlikte yattık vs (onları ayrıca paylaşacağım), son bir kaç günde de bizimkilerle Konya’da biraz dolaştıkç Meğer önünden geçip gittiğimiz ama farkında olmadığımız ya da hiç haberimizin bile olmadığı yerler varmış.

İnce Minare Müzesi’ne gittik mesela, Atatürk Evi’ni gezdik. Olmazsa olmaz duraklarımızdan Mevlana’ya gittik – Şems Tebrizi’nin camisi bi sonraki sefere artık- şehitlerimiz için bi alan ve küçük bir müze yapmışlar ve o savaş dönemini minyatür olarak canlandırmışlar, burayı gezdik. Tam kültür tatili oldu 🙂

Caminin iç kısmı tuğlalarla örülmüş, diğer camilerde görmediğimiz cinsten.

 

Bu kültür gezisini ne zamandır istediğim ama bir türlü denk getiremediğimiz Çatalhöyük Ören yeri ile noktaladık. Çatalhöyük Konya’ya 50km uzaklıktaki Çumra’ya

Benim Adım Kırmızı – Orhan Pamuk

Benim Adım Kırmızı – Orhan Pamuk

Orhan Pamuk kitaplarını genel olarak severim (arada gereksiz olduğunu düşündüklerim olsa da.) Ama dilinin ağır olduğunu da itiraf etmeliyim. Kitaba kendinizi kaptırabilmeniz için epey bi zorlayıp bölümlerde ilerlemeniz gerekir. Bunu bir tek Kafamda Bir Tuhaflık adlı eserinde yaşamadım, o da muhtemelen İstanbul’u anlatmasından.. 🙂

Keza Benim Adım Kırmızı’da da aynı şeyi yaşadım. Dilinin ağırlığı, cümlelerin uzunluğu (43 satırdan oluşan cümlesi var, üşenmedim saydım.) , her bölümde farklı karakterlerin ağzından başta birbiri ile eşleştirmekte zorlandığım bölümleri kitabı yarıda bırakıp bırakmama konusunda gidip gelmeme sebep olsa da inat ettim 🙂 iyi ki de öyle yapmışım. Başta okumak ne kadar zor olduysa sonra da elimden bırakmak öyle oldu.

Kitapta Şeküre, Kara, Üstat Osman, Enişte, Ester, Zeytin, Kelebek, Leylek, Zarif gibi baş karakterler var. Her bir karakter, eşya hatta ölüler bile kendi ağızlarından hikayeyi anlatıyorlar. Tabii ki Orhan adlı bir karakter de var, yazar tarihi romanında o dönemki detayları anlatırken bir yandan da aslında kendi adıyla bir karakter bulundurup kendi yaşadıklarını ve zevklerini de bu romana yansıtıyor.

Kitabın içinde o kadar detay var ki.. Özellikle 12-17.yy lar arasında yapılmış olan resimler/minyatürler, bunların işçiliği, her birisinin ayrı bir hikayesi ve anlamı.. Osmanlıda resim işlemenin dini etkilerden dolayı tamamen illüstratif olması yani sadece yaşanmış bir durumu hikaye etmesi, ve ustalığın çizilen karakterlerin ve sahnelerin birbirine benzemesi ile ölçülmesi (şahsi bir tarz kesinlikle yok).. Resim yapmanın Avrupa etkisi ile Osmanlı’daki değişim çabaları ve o dönemki nakkaşların ve hocaların bu değişimi nasıl karşıladıkları ya da tepki gösterdikleri.. Çok ciddi bir emek olduğu belli. Yazarın son sözü kısmını da okuduktan sonra bir kere daha takdir ettim Orhan Pamuk’u doğrusu.

Kitapta en çok hoşuma giden kısımlardan birisi de aşağıda. Üstat Osman ve Kara, Topkapı Sarayı’ndaki Hazine Odası’nda bir iz peşindeler. Padişaha ait tüm kitaplardaki resimlere bakacaklar. Kitapları sorduğunda aldığı yanıttan ne kadar geniş bir kütüphane olduğunu anlayabiliyoruz, mest oldum doğrusu..

Bu da Bozburun’da geçirdiğim iki günlük kısa tatilimden. Bu manzarada bu keyifli kitabı okumak gibisi var mı ? 🙂

Sabırlı birisi iseniz ve tarihi romanları okumaktan zevk alıyorsanız bu kitabı da seveceğinize eminim.

 

Sevgiler, alladola

Eylül 2017

Parfümün Dansı – Tom Robbins

Parfümün Dansı – Tom Robbins

“Pancar, sebzelerin en keskinidir. Turp, elbette ki daha ateşlidir ama turpun ateşi soğuk bir ateştir. Hoşnutsuzluğun ateşidir yoksa ihtirasın değil. Domates doğrusu şehvetlidir. Fakat onda da bir sualtı akıntısı halinde uçarılığı, havailiği sezersiniz hep. Pancarlar ise korkunç ciddidir.”
diye başlıyor Parfümün Dansı ve bu girişi pancarla ilgili devam ediyor. Normalde çok tükettiğimiz bir sebze değildir pancar (gerçi ben turşusunu çok severim 🙂 ve yurt dışında bizden daha çok kullanılıyor, salatalarda vs.) Alla alla nedir bu pancarın olayı dedirtti bana. Okudukça esrarengiz bir biçimde kitap boyunca bu pancara değinildiğini göreceksiniz.

Pancarla giriş yaptım ben de ama Tom Robbins, Doğu’nun aşka, doğaya ve Batı’nın mantık ve bireyselciliğe dayalı hayata bakış açısını ve yeni dünya dediğimiz günümüzdeki başarı ve para odaklı hayatı çok güzel hikayelendirmiş.

Bir de Pan var. Kitabın kapağında şekillendirilmiş Tanrı. Dinlerin ortaya çıkışıyla birlikte kendi inandığı dans, müzik ve aşkın yavaş yavaş doğru ve yanlış, sevap ve günah gibi kavramlarla değişmesi ve gücünü kaybedişi..

Bir çırpıda okuduğum kitaplardan birisi oldu. Kesinlikle tavsiye ederim.

Sevgiler, alladola

Eylül 2017

Yakup’un Renkleri – Lindsay Hawdon

Yakup’un Renkleri – Lindsay Hawdon

Yakup (Jakob) bir çingene çocuğu, yarı roman, yarı yeniş… 

———————

II. Dünya Savaşı, Nazi’ler ve Yahudi kampları  ile ilgili farklı kitaplar okudum daha önce,  hepsini çok beğendim, ve hepsinden çok da etkilendim. Her seferinde Terezin’de bulunduğum an aklıma gelir: o karanlık odada 10-15 sn kalışım ve nefes bile alamayışım, ölüm tünelinden yürüyüşüm, orda yaşamış insanların kıyafetleri, tas tabakları vs.. 

Lindsay’in bu kitabını da aynı şekilde etkileneceğimi bilerek elime aldım. Ancak bu kitap daha farklı diğerlerine göre. Yapılan katliamı teker teker anlatmamış; Yakup ve ailesinin hayat hikayesini anlatırken çok güzel değinmiş hayatlarının nasıl değiştirdiğine, nasıl savrulduklarına.. Ayrıca çingeneler için yapılanları da bu kitap sayesinde öğrendim, benim cahilliğim sadece yahudi ırkı için bir katliam diye biliyordum.

Kitaba gelince… Yakup koşuyor, renkleri görmek için, umut için, belki de yaşadıklarından kaçmak için.. 10 yaşında bile değil ama kitabın sonuna doğru yaşadıklarını öğrendiğinizde şaşıp kalıyorsunuz.. çok etkileyici ve kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap.